BU DÜNYA SUSMAYACAK
Haritaların başında oturup,
cetvelle kader çizenler…
Bir ülkeyi bir kalem darbesiyle bölüp,
adına “düzen” diyenler…
Sanmayın ki dünya,
saraylarınızın penceresinden ibaret.
Sizin haritalarınızda çizgiler var,
ama o çizgilerin altında
annelerin gözyaşı,
yetimlerin sessizliği,
yıkılmış şehirlerin külü var.
Emperyalist güçler!
Petrolün kokusunu barutla karıştıranlar…
Bir halkın ekmeğini çalıp,
adına “medeniyet” diyenler…
Tarihin en kirli sayfalarına
kendi imzanızı attınız.
Bir yerde tank yürürken
bir çocuğun oyuncağı kırılır.
Bir yerde bomba düşerken
bir ninni susar gece yarısı.
Ve siz buna
“zafer” dersiniz.
Ama bilmezsiniz…
Bir halkın sabrı,
toprak kadar derindir.
Dağlar sessiz görünür belki,
ama içinde fırtınalar saklar.
Bir gün o fırtına uyanırsa,
ne duvarlarınız kalır
ne korkuyla kurduğunuz tahtlarınız.
Çünkü dünya,
bir avuç güçlüye ait değildir.
Bu dünya;
tarlada nasır tutmuş ellerin,
madenlerde kararan yüzlerin,
sabahın karanlığında işe giden
yorgun insanların dünyasıdır.
Bu dünya;
ekmek için direnenlerin,
özgürlük için ayağa kalkanların,
korkuya rağmen konuşanların dünyasıdır.
Ve gün gelecek…
Saraylarınızın ışıkları sönecek.
Altın kapılarınızın ardında
sakladığınız korku,
duvarları çatlatacak.
Çünkü hiçbir imparatorluk,
bir halkın uyanışından daha güçlü değildir.
O gün,
tankların gölgesinde büyüyen çocuklar
güneşe bakarak yürüyecek.
O gün,
silah tüccarlarının kasaları değil,
insanların kalpleri dolacak.
O gün,
haritalar yeniden çizilmeyecek;
çünkü kimse kimsenin toprağını istemeyecek.
Ve dünya,
yıllarca susturulan bir sesle
tek bir cümle söyleyecek:
“Bu dünya,
ne emperyalistlerin,
ne de korku imparatorluklarının…”