O ESKİ ZAMANLAR
Hayat bir resimden ibaret;
Kiminin flu, kimininki net…
Biz çocukken;
Soğuk kış günlerinde,
Dışarıda karlar yağarken
Kuzine sobalarımız yanardı.
Üstünde çayımız kaynarken
Çaydanlığımız melodiler çalardı.
Bazen fırınında patates,
Bazen de katmer vardı.
Kapağı açılınca fırının
Mis gibi kokardı.
Aç kalan serçeler
Pencereye gelirdi.
Bizden kalanlardan
Onlar da nasiplenirdi.
Çayımızı içerken
Lambalı radyomuzu açar,
Çocuk Saatini,
Arkası Yarını dinlerdik.
Kısa dalgadan
Arabesk dinlemek için
Gelip giden yayından
Neler neler çekerdik.
Sonra çantamızı kapıp
Okulumuza giderdik.
Akşamları radyo nöbetini
Büyüklerimiz alırdı.
Ajans dinlemek için
Dedem radyoya abanırdı.
Ninem türküleri dinler,
Gizli gizli ağlardı.
Bizlerse ders bitince
Tren, isim-şehir, bilmece,
Beş taş oyunları oynardık.
Bazen de masallar anlatır,
Devlerden hep korkardık.
Sonra tanıştığımız
Siyah beyaz televizyonlar;
Heidi, Bonanza, Polyanna’lar,
Cenk Koray ve Halit Kıvanç’lar…
Derken evlerine kapananlar.
Hâlâ aklımda o eski zamanlar.
Böyle geçerdi günlerimiz.
Kapıları sonuna kadar açık
Kanatlı kapılı evlerimiz,
Sevgiye, dostluğa açık
Yüreklerimiz vardı.
Keşke her şey
Yerinde dursaydı.
İnsanlık, dostluk
Eskisi gibi sade kalsaydı…
✍️ Celal Özdemir